Edep 2018 Güz dönemi İhtisas konferanslarının ilkini, “Tarihçilerin Kutbu” olarak bildiğimiz Halil İnalcık Hoca’nın talebesi Fatih Bayram Hocamız ile gerçekleştirdik. Fatih Hoca, Halil İnalcık ile Boğaziçi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde öğrenciyken, Hocanın bir makalesini okuduğunda tanışmış. Daha sonra tarih bölümünden de mezun olan Fatih Bayram Hoca, doktorasını Halil İnalcık’ın danışmanlığında tamamlamış. İlim dünyasına ismini en büyük tarihçilerden biri olarak yazdıran Halil Hoca’nın hayatını öğrencisinden dinliyoruz.
Halil Hoca, anne ve baba tarafından kıymetli ailelerden geliyor. İsmini de taşıdığı büyükbabası Halil Bey, Kırım Han Camii’nde müezzinlik yapıyormuş. Halil Hoca’nın babası Seyid Osman Nuri Efendi ise, Kırım’da Rus mektebine gidiyormuş. Geceleri Rusça sayıkladığını fark eden dedesi Halil Bey, “Aman bu oğlan Rus oluyor!” diyerek oğlunu okuldan alıp hafızlığa vermiş. Halil Hoca’nın babası Osman Nuri Efendi, Japon-Rus Harbinin başladığı 1905 yılında İstanbul’a göç etmiş. Annesinin babası Seyit Mehmet Efendi ise, Osmanlı Basra’sında liman reisi olan bir deniz subayı. Anneannesinin babası da Nakşibendi Şeyhi Murat Efendi. Şeyh, kızı Hatice Hanım’ı genç subay Seyit Mehmet Efendi’ye veriyor.
Kırım’dan İstanbul’a Rus pasaportuyla gelen Osman Nuri Bey, nüfuzlu biri tarafından Rus casusu olmakla itham edilmiş ve sürgüne gönderilmiştir. Halil Hoca, babası sürgündeyken İstanbul’da doğmuş ve ismi babası tarafından Halil Müntakim olarak konulmuştur. Müntakim, “intikam alan” demek. Halil Hoca doğum tarihinin kesin olmadığını belirtmiş ancak annesinin anlattıklarından yola çıkarak doğum yılının 1916 olduğunu tespit etmiştir.
Babası Osman Nuri Bey’in en büyük zevklerinden biri İstanbul’un mesire alanlarını ve müzelerini gezmek imiş. Halil hoca da, tarih merakının müzede gördüğü bir yeniçeri ile başladığını belirtmiştir.
İlkokula Saraçhane’deki Numune-i İrfan Mektebinde başlamış, Ankara’ya taşındıklarında ise Gazi mektebine devam etmiştir. Ankara’daki evlerinde üst komşuları olan Hukukçu Sadri Maksudi Bey, Halil Hocanın sonraki hayatında büyük izler bırakmıştır. 1929 senesinde Hoca, orta mektebe devam ederken, annesi Bahriye Hanım’ın Sadri Bey’e, “Bu haylaz çocuk okumayacak, leyli mektebe verelim.” diye dert yanmasıyla Sivas Muallim Mektebi’ne gönderilmiştir. Ancak bir süre sonra nakli Ankara’da bulunan Gazi Muallim mektebine alınmıştır. Ankara’da eğitimine devam ederken, Sadri Bey’in kızı Adile Hanım, Halil Hocanın edebiyata olan ilgisini fark edip kendisine Fransızca öğretmiştir. Ankara’daki okulun bir kısmının kapanması sebebiyle, Balıkesir muallim mektebine geçmiş ve buradan 18 yaşında mezun olmuştur. Halil Hoca, şahsiyetinin gelişmesinde çocuk yaşta geçirdiği bu duygusal dönemlerin etkili olduğunu ifade etmiştir.
1935 yılında Balıkesir muallim mektebinden mezun olup Dil Tarih Coğrafya Fakültesinin sınavlarına hazırlanmış ve fakülteye alınan kırk öğrenci arasında birinci olmuştur. “Türk tarihi araştırmalarında en ilginç devir Osmanlı Dönemi’dir.” diyerek fakültede Yakın Yarih alanını seçmiş, aynı zamanda Ankara Hukuk Fakültesi’ne de yazılmıştır.
Fakültede Fuat Köprülü’nün bir dersinde, Timur hakkında münakaşa ediyorlarmış. Halil Hoca, farklı okumalarından yola çıkarak Timur için söylenen aykırı görüşleri ortaya atınca, Fuat Köprülü, “Öyleyse bir seminer raporu hazırla.” demiş. Sonraki derste Halil hoca üç müellifin görüşlerini mukayeseli bir şekilde aktarınca, Fuat Bey, “İşte çocuklar, hepinizden şu çocuğun yaptığı seviyede vazife isterim.” demiş. Daha sonra fakültede mezunlar arasından ilmi yardımcı adıyla birilerini yetiştirmek için öğrenci seçmek istemişler. Fuat Köprülü, “Halil İnalcık varken başkasını alamazsınız, onu fakültede tutmak lazım.” diyerek dönemin dekanını ikna edince Halil Hoca fakültede ilmi yardımcı olarak kalmış ve iki yıl sonra da asistan olmuş. Kendisi, “Bütün kariyerimi Fuat Bey’e, bir de Timur’a borçluyum.” diyor.
Öğrenim hayatı boyunca merak duygusunu yitirmeyen ve okumayı seven biri olan Halil Hocanın büyük bir tarihçi olmasında kişiliği etkili olmuştur. Fakültede Fuat Köprülü’nün dersinde yaşanan olay, hocanın tarafsız tarihçi olma vasfını daha öğrenciyken taşıdığını göstermektedir. Belki de hocanın tarihçilere bıraktığı en kıymetli tavsiyesi de “Tarihinizi seviyorsanız taraflı olmayın, tarihinize yapacağınız en büyük iyilik budur.” sözüdür.
Keriyme AYDOĞDU, İstanbul Üniversitesi Din Eğitimi Yüksek Lisans, Edep İhtisas Öğrencisi
