Hüznü ve mutluluğu iliklerimize kadar hissettiğimiz günlerden biriydi.
Edep projesi ilk meyvelerini verdi. Edep mezuniyet programımıza Recep Şentürk Hocamız, Esra Albayrak Hanımefendi ve birbirinden nadide hocalarımızın iştirakiyle mutluluğumuz kat be kat arttı. Programımız, ilk etapta mezun öğrencilerimizin veda cümleleriyle başladı, ardından da Nilüfer hocamızın konuşması ile devam etti.
Nilüfer hocamız konuşmasına, bu çılgın projenin nasıl başladığından bahsederek başladı. Bir grup Boğaziçi talebesinin Recep hocamıza gelerek: “Biz klasik ilimler ve modern ilimler almak istiyoruz.” demesinin hocamızı yıllardır meslektaşlarıyla hayalini kurduğu bu projesini gerçekleştirmek üzere harekete geçirdiğinden bahseden Nilüfer hocamız mezuniyet günü sebebiyle yaşadıkları mutluluğu dile getirdi. Ardından bu süreçte kendisinden desteklerini esirgemeyen TÜRGEV Vakfı’na ve Esra Albayrak Hocamıza şükranlarını iletti.
Sonrasında ise Recep hocamız konuşmasını yapmak üzere kürsüye çağrıldı. Hocamız, kendisine, kızdan alim olur mu, diyenlere kız öğrencilerden de alim olabileceğini bu süreçte gösterdiklerini ve şu anda mezun olan öğrencilerinin korkmadan hangi Arapça kitap önlerine gelirse gelsin tahlil etmekten çekinmeyeceklerini dile getirdi.
Hatta bu projenin ilk zamanlarında, Fatih EDEP’in olduğu yerde öğrencilerine şöyle dediğini aktardı: “Burası hafızlar konağı ve inşaallah buranın muhafızları siz olacaksınız ve Peygamber Efendimiz (sav)’in sünnetini sizler devam ettireceksiniz.”
Hocamız, EDEP’ten mezun olsanız da ilmi çalışmalarınız devam edecek diyerek ileride yapılacak projelerden ve her yaz yabancılarla yapılan “Summer School” derslerinden bahsetti.
Hocamız, “Hedefimiz alime yetiştirmek. Burada alimden kastımız akademisyen yetiştirmek değil, alimeler yetiştirmek. Alimler, peygamber varisleridir. Alim kendini ümmete adayan kimsedir.” diyerek alimliğin peygamber mesleği olduğundan ve onların mürekkebinin şehidlerin kanından daha ağır olduğundan bahsetti. “İşte, biz buna talibiz!” diyen hocamız, bu eğitim sürecinde desteklerini esirgemeyen TÜRGEV Vakfı’na, Esra Albayrak Hocamıza ve bütün hocalara teşekkür etti; ayrıca bu süreçte ailelerimize de göstermiş oldukları fedakarlıktan ötürü şükranlarını sunarak duygu dolu konuşmasını tamamladı.
Daha sonra konuşmasını yapmak üzere Esra Albayrak Hocamız söz aldı. Hocamız sözlerine Şemsi Tebrizi’nin bir sözü ile başlayarak şunları dile getirdi: “Edep, aklın tercümanıdır; insan edebi kadar akıllı, aklı kadar şerefli, şerefi kadar kıymetlidir. Bu sözü Edep programına uygulayacak olursak Edep programı, aklınıza tercüman olmuştur diye umuyorum ve bu akıl, hayatınıza şeref bahsetmiştir. Çabalarınız hayırlı mübarek olsun.” dedi ve sözlerine şöyle devam etti: “11.yy’ da yaşamış Cüveyni, ilim sahibi kişinin şartlarını şöyle sıralıyor: Keskin bir zekâ, şevk, ihtiyaç, gurbet, bir hocanın telkinleri ve uzun bir zaman.”
Hocamız bir sosyolog olarak ilmin zekât kısmına da değindi. Hepimizin kabiliyetlerince topluma merhem olmamız gerektiğine değinen hocamız fikir insanının ülkesinin sorunlarına çözüm üreten insan olduğunu ifade etti. Bu yüzden de kariyer planları yaparken her birimizin kendimizi ve ilim anlayışımızı da sorgulamamız, akademik kariyerimizle ilmi bilgilerimize bakmamız gerektiğini ekledi.
Bugün birçok sorunla karşı karşıya olduğumuz modern dünyada insanın, fıtratı kaybetme korkusuyla yaşadığını, böyle bir zamanda bizim mirasımızı tüketmemek adına EDEP gibi dini muhitlere ihtiyacımız olduğunu dile getiren hocamız, Furkan suresindeki şu ayeti örnek verdi: “Rahmanın kulları yeryüzünde vakar ve tevazuyla yürüyen kimselerdir.” Bütün meselemizin, bu vakar ve tevazuu inşa edebilmek olduğunu söyleyen hocamız, İslam dünyasını da bu vakarın kurtaracağını söyledi.
Geleceğe yön verebilmek için anın kıymetini bilmeli ve ona göre yaşamalıyız. Bu bilinci nasıl oluşturacağımız konusunda hocamız namaz örneğini verdi. İnsan günde beş kere iyisiyle kötüsüyle Rabbinin huzuruna çıkmaktadır. Müslüman namaz ibadetiyle bir nevi anı kaydeder. İnsan günün muhasebesini yaparken, evet, zaman geçti ama ben, güne beş kere damgamı vurdum diyerek kendi muhasebesini yapar.
Yaşadığımız ana anlam vermenin öneminden bahseden hocamız, bu ana anlam vermenin hem geçmiş hem de gelecekle bağlantılı olduğunu, eğer ikisini birleştirebilirsek ortaya anlamlı bir şey çıkacağını, geçmişe özlem duymak yerine geleneği fark etmemiz gerektiğini, geleneğe ise bağnaz bir bakış açısıyla bakmak yerine itidalli olmamız hususunu dikkatimize sundu .
Gelecek konusunda hocamız, “Gerçek bilinç, gölgesinde oturamayacağınızı bildiğiniz bir ağacı bugün toprağa vermektir, tohumunu atmaktır bir nevi ve üzüntü duymamaktır. İlim, bu bilinç dünyalarının kapısını aralamaktır. Gerek iç dünyamız gerek içinde yaşadığımız dünyayı idrak etmede muazzam bir vasıtadır. Özgeçmişimizle öz gelecek vadedebilirsek ne mutlu bize. Toplumumuzu tehdit eden hususlarda sizin geleceğimizin ışığı olacağınızı düşünüyorum” diyerek oluşabilecek tehditlere karşı öğrencilerimizin bilgi birikimlerine ihtiyacımız olduğunu dile getirdi ve tüm mezun arkadaşlarımızı tebrik edip konuşmasını noktaladı.
Modern eğitimlerinin yanı sıra İslami ilimlerini de tamamlayan bu çift kanatlı kuşlarımıza Rabbim zihin açıklığı ihsan eylesin, gönüllerine bir inşirah ve kalemlerine kuvvet versin mürekkepleri bol olsun diyerek biz de hayır dualarla onları uğurluyoruz.
Ravza Kara, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi 4. Sınıf, EDEP 15’
