İçeriğe geç

Çerez tercihleriniz

Sitemizin güvenli çalışması için zorunlu çerezler kullanıyoruz. Onay verirseniz gömülü video ve harita içerikleri ile (kullanılıyorsa) ziyaret istatistikleri için ek çerezler de kullanılır. Tercihinizi dilediğiniz an sayfanın altındaki "Çerez tercihleri" bağlantısından değiştirebilirsiniz. Çerez Politikası

TÜRGEV bünyesinde · 2014'ten beri

Aylardan: Ürdün

Hayatın tecrübelerden ibaret olduğunu fark edenler için her yeni tecrübe unutulmaz yeni bir anı demekti. Bizim için de Ürdün seyahati, acısıyla tatlısıyla özlemle hatırlanacak bir anı olarak kalmıştı. Ürdün topraklarına ayaklarımızı ilk bastığımız, kuru havayı ciğerlerimize ilk…

7 Ağustos 2019

Hayatın tecrübelerden ibaret olduğunu fark edenler için her yeni tecrübe unutulmaz yeni bir anı demekti. Bizim için de Ürdün seyahati, acısıyla tatlısıyla özlemle hatırlanacak bir anı olarak kalmıştı.

Ürdün topraklarına ayaklarımızı ilk bastığımız, kuru havayı ciğerlerimize ilk çektiğimiz an, bizi bekleyen belirsizliğin farkına varmıştık. Ürdün’ün bembeyaz taşlardan yapılmış yapılarıyla karşılaştığımızdaysa bu belirsizliğe büyük bir heyecan eşlik etmeye başlamıştı. İlk haftalar şehrin içinde bireysel olarak yaptığımız gezilerde de hafta sonlarımızda topluca yaptığımız gezilerde de bizi derin bir tarihi geçmişin yanında, özellikle son yüzyıllarda örfen de olsa ülkenin kültürüne yerleşmiş bir İslam algısı karşılamıştı. Bu algıyla, yurdumuzdan çok uzakta olsak da evimizde gibi hissedebiliyor, sokakları iç rahatlığıyla adımlayabiliyorduk. Böylece hüviyetimizin ilk parçasını, dinimizi yaşayabilmenin verdiği rahatlığı hissetmiştik. Birkaç haftanın sonunda artık kendimizi bulunduğumuz mekâna ait hissetmeye de başlamıştık. Zamanla birlikteliklerimizin bize kıymetli duygular ve anlayışlar kazandırdığını da fark etmiştik. Söz gelimi; 2 kişilik yapılmış çorbayı asla yalnızca 2 kişi içemez, bir taksiye 4’den az kişiyle binemez olmuştuk. Her akşam yemeği uzun süreler devam edecek dostlukların paylaşımına şahitlik eder olmuş, bu birliktelikler fütüvvet sohbetlerine, bilgi ve fikir alışverişlerine tanıklık eder olmuştu.

Diğer şehirlere yaptığımız gezilerde; Seyahattin Eyyubi’den kalan Aclun Kalesi, Antik Roma ve Yunan’dan kalan Ceraş Antik Kenti, bizleri Salih peygamberin kavmini anlatan ayetlere doğru bir tefekkür yolculuğuna çıkaran Petra Antik kenti, Haçlı Seferlerine tanıklık etmiş Kerak Kalesi ve bunun gibi birçok mekân; kökü yüzyıllara dayanan tarihi geçmişe tanıklık ediyordu. İlk durağımız olan Amman’ın şehir merkezi Vasat’ul Beled, şehri en yalın haliyle yansıtıyor, mağazaları dolduran rengarenk yöresel Filistin kıyafetleri kültürlerin birleşimini en doğal haliyle hissettiriyordu. Yurdumuzdan izler bulduğumuz, şehitlerimizi ziyaret ettiğimiz Osmanlı şehri Salt ise bir süreliğine yurdumuzda nefeslenmek gibiydi. Amman’daki Türkçe eğitim merkezi Yunus Emre Enstitüsü’ne yaptığımız ziyaret, kültürlerin birleştiği noktayı görmek ve tarihi mirası yad etmek anlamında mutluluk vericiydi. Bu gezilerde sahabe efendilerimizden Abdullah b. Revaha, Cafer b. Ebi Talib ve Zeyd b. Harise’yi ziyaret edebilmek de bizim için büyük bir şerefti. Bir rivayete göre Hazreti Musa aleyhisselamın vefat ettiği yer ve aynı zamanda İsa aleyhisselamın hac için geçiş yolu olan Madaba’daki  Nebi Musa Dağı, peygamberleri hatırlatma anlamında güzel bir gezi olmuştu. Bulunduğumuz noktadan gördüğümüz tepelerin ardında, çok yakınımızda Kudüs’ün olduğunu bilmek, zeytin ağaçları ile karşılaşmak, bir buruklukla birlikte bize farklı hisler yaşatmıştı. Vadi Rum’dan da bahsedecek olursam, uçsuz kırmızı çölle sonsuz gökyüzünün ve yıldızların buluştuğu noktada bir bedevi çadırında konaklamak, sessizliğin sesiyle tanışıp yıldızlardan masallar dinlemek, ilk kez bir deve ile tanışıp seyahat etmek, en güzeli de çöle inen Nur’un yaşamının çöl kısmına biraz da olsa eşlik edebilmenin tadına varmak, asla unutamayacağımız anılardan olmuştu. 40 kişi el ele başlayıp, ele ele bitirdiğimiz heyecan dolu Vadi Mujib gezimize ve Ölü Deniz’in son derece tuzlu suyuyla tanışmamıza da değindikten sonra, asıl meselemize, Arapçayla birlikteliğimize değinmek istiyorum.

Dillerin en zenginiyle tanışıklığımızı yakınlığa dönüştürdüğümüz bu 2 ay içinde her an her konuda yardıma hazır olan müşrifelerimiz ve yol haritamızı çizen Ürdünlü dil ortaklarımız zorlu yolumuzu kolaylaştırmışlardı. Bu uzun yolculukta bize en çok verim sağlayan şeyse her fırsatta ilgilendiğimiz projelerimiz olmuştu. Bitirme ödevi olarak her kişinin bir konu seçerek çalıştığı projelerde şehrin sosyolojik yapısını ve ilmi durumunu tanıma fırsatı bulmuş, aynı zamanda Arap kültürünü de daha yakından tanıma imkânı elde etmiştik. Proje muhtevasına göre bulunduğumuz mekanlarda halk ile ya da üniversite talebeleriyle birçok anket yapmış, konunun uzmanlarıyla röportaj yapma fırsatı elde etmiştik. Şahsi olarak; bu çalışmaların sonunda, üniversitedeki islami ilimler alanında beklediğimden daha yetersiz bir durumla karşılaşmıştım ve gerçekleştirdiğimiz röportajlar bu gözlemimin sosyolojik, dini, mezhepsel ve siyasi sebepleri hakkında fikir edinmeme yardımcı oldu. Bu faaliyetler aynı zamanda dil pratiği adına bizim için çok önemli faaliyetlerdi. Projemizin yazım aşamasına geldiğimizdeyse, başka bir dille ana dilimizle yazıyormuşçasına düşünmeden yazabildiğimizi fark etmek, aldığımız verimin en önemli yansımasıydı. Arapça eğitim merkezi Qasid da hem diğer kültürlerle tanışmak adına, hem yakın coğrafyada süregelen hadiseler hakkında fikir alışverişinde bulunmak adına, hem de dil üzerine önemli çalışmalar yapmak adına verimli zaman geçirdiğimiz bir ortamdı. Korkarak başladığımız derslerden Arapça roman ve fikir kitapları okuyarak çıkmış, Ortadoğu siyaseti hakkında birçok tartışmalı konuda okumalar ve sunumlar yapmış, bölgenin ve İslam coğrafyasının en hassas konusu olan Filistin meselesini de ayrıntılı şekilde ele alma imkânı bulmuştuk. Tüm bu süreç, fikir ve dil eğitimini birleştirme imkânı açısından istifade ettiğimiz bir süreç olmuştu.

Seyahatimizin sonlarına doğru Ürdün’e yabancılığımız bir tanışıklığa dönüşmüş, buranın kültürene de kolayca uyum sağlamıştık. Fakat son zamanlarda yurduma duyduğum özlem, doğup büyüdüğüm topraklara olan bağlılığımı fark etmeme ve bu bağlılığın da hüviyetimin bir parçası olduğunu düşünmeme sebep olmuştu. Ürdün’ü, arkadaşlıklarımızı, Arapça ile olan ilişkimizi, orada kurduğumuz birliktelikleri, mensefi, mendiyi, şavurmayı, Hamadenin felafilini, Rainbow’un çarşısını, Nefise’nin künefesini özleyecek olsak da yurdumuza kavuştuğumuz için mutluyduk. Hepsinin yanında Ürdün, her zaman bir kez daha yaşamak isteyeceğim, hali hazırda hala özlemle yad ettiğim bir deneyimdi. Bu fırsatı bize sağlayan ve bu süreçte emeği geçen herkesin yanında, bizi Ürdün’de de ziyaret eden ve tek tek izlenimlerimizi dinleyen, gurbette adeta bir baba ve bir amcayla karşılaşma hissiyatını bizlere tattıran Recep Hocamıza ve Osman Hocamıza teşekkürü bir borç bilirim.

Sena Nur Karaca, Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi İslami İlimler 2. Sınıf, Edep 17’

 

Paylaş: