Şâfiî Mezhebinin Teşekkül Süreci

EDEP İhtisas Birimi’nin düzenlediği tez sunumları kapsamında Şubat ayı konuğumuz Dr. Nail Okuyucu oldu. Okuyucu, hicrî üçüncü asırla dördüncü asrın başlarında Şâfiî fıkhında yaşanan gelişmeler çerçevesinde mezhebin teşekkül sürecini incelediği çalışmasını sundu. Şâfiî’nin ashabı, onların öğrencileri ve üçüncü nesille sınırlanan bu çalışma, Şâfiî fıkıh çevresinde yaşanan ve mezhebin teşekkül sürecine katkı sağlamış muhtelif gelişme alanlarını konu edinmiş ve hicrî dördüncü asrın başları itibarıyla Şâfiî mezhebinin ulaştığı noktanın tespitini hedeflemiştir.
Okuyucu sunumuna on yedinci ve on sekizinci yüzyıllarda ortaya çıkan ıslah ve tecdit hareketlerine değinerek başladı. Bu hareketler etrafında belli başlı bazı oluşumların meydana geldiğini ve modern dönem diyebileceğimiz on dokuzuncu yüzyıl sonu ve yirminci yüzyılda da etkilerinin devam ettiğini söyledi. Bu etkilerin önemli olanlarından birinin de fıkıh tarihine bakışın değişimi olduğunu belirtti. Bu noktada Şevkânî’nin (ö.1250) önemli bir etkisi olduğunu vurgulayan Okuyucu, Şevkânî’nin modern dönemdeki mezheplere olumsuz yaklaşımı şekillendiren kişilerden biri olduğunu belirtti. Okuyucu bu yaklaşımı şöyle açıkladı: Mezheplere karşı yeni bir fıkıh anlayışı ikame etmeye çalışan Şevkânî İslam tarihini mezhepler öncesi (iyi) dönem ve mezhepler sonrası (kötü) dönem olarak  ikiye ayırmıştır. Mezhepler öncesinde canlı bir içtihat dönemi varken mezhepler ile bu canlılık yitirilmiştir. Şevkânî eleştirilerini mezhep imamlarını hariç tutarak müntesipler üzerinden geliştirmiştir. Genel olarak eleştirdiği tavır da intisap tavrı olmuştur. Okuyucu, bu intisap tavrının ne olduğunu araştırmış ve Şevkânî’nin iddiasının ne kadar doğru olduğunu öğrenmeye çalışmıştır. İntisabın görüldüğü ve görülmediği çevrelerde fıkhın nasıl bir gelişim süreci geçirdiğini ortaya koymayı hedeflemiştir. Bu amaçla çıktığı yolda doktora tezi için bir sınırlamaya ihtiyaç duyması sebebiyle içtihat, intisap ve taklit konularındaki tartışmaların yoğunlaştığı Şâfiî mezhebini araştırmakta karar kılmıştır.
Oryantalist çevrelerde de mezheplerin teşekkül sürecini açıklayan belli başlı yaklaşımlar vardır. Bunların en bilinenlerinden biri Schacht’ın iddiasıdır ki şöyledir; eski bölgesel ekoller zamanla şahsi ekollere dönüşmüştür. Diğer bir yaklaşım sahibi Hallaq’a göre ise var olan şahsi ekollerden doktriner ekollere dönüşüm olmuştur. Bu konuda çeşitli farklı yaklaşımlar da olmakla birlikte Okuyucu, araştırmaları sonucu bu yaklaşımlardan hiçbirinin Şâfiî mezhebinin gelişimini tam olarak açıklayamadığını fark etmiş. Örneğin İmam Şâfiî’nin Schacht’ın dediği gibi bölgesel bir geçmişi yoktur ve bu noktada Şâfiî mezhebinin kural dışı kaldığını Schacht kendisi de  ifade etmiştir. Bu sebeple Okuyucu, “intisap” kavramı ekseninde Şâfiî mezhebinin teşekkül sürecini ele almaya çalışmıştır.
Okuyucu’ya göre İmam Şâfiî, döneminin iki önemli doktrinine (Hanefi ve Maliki doktrin) karşı çıkarak yeni bir yaklaşım ortaya atmıştır. Bu yaklaşıma göre, geçmiş amel bizim için tek başına bağlayıcı olamaz, bunun rivayetlerle desteklenmesi ve objektif olarak Hz. Peygamber’e nispet edilebilir bir noktaya getirilmesi gerekir. Böylece Maliki doktrin geçmişine sırtını dönmüştür. Kıyas ve içtihat arasında sıkı bir bağ kurup istihsana şiddetle karşı çıkan tavrıyla da Hanefi doktrine sırtını dönmüştür. Bu iki yaygın doktrine karşı çıkması sebebiyle Hicaz ve Bağdat bölgelerinden uzak kalarak Mısır’a gitmiştir. Bağdat’ta olduğu dönemde kavl-i kadîm denilen eserlerini kaleme almaya başlamış ve insanlara kendi yaklaşımını bir ölçüde duyurmuştur. Mısır’da büyük bir yankı uyandırmış, çoğunluğu Maliki mezhebinden kopup gelen öğrencileri ile bir halka oluşturmuştur. Bu öğrencilerin İmam Şâfiî’ye intisap tavrı ile ikinci ve üçüncü nesil öğrencilerin gösterdiği tavır aynı değildi. Şâfiî mezhebi dalgalı bir teşekkül süreci izlemiştir. Nesiller arasında intisap farkı olmasının yanı sıra aynı nesil içinde de farklı intisap yaklaşımları görülmüştür. Tüm bu nesiller arasında standart bir Şâfiîlik anlayışına cevap bulduğumuz dönem, Şâfiî mezhebinin teşekkül sürecinin tamamlandığı dönem olacaktır.
Sunumuna ilk nesil Şâfiî öğrencilerden başlayıp sonraki nesillere kadar bazı örnek isimlerin yaklaşımı ile devam eden Okuyucu, her ismin Şâfiîlik inşasında farklı bir yaklaşımla farklı bir katkıda bulunduğunu söyledi. İlk nesil İmam Şâfiî’nin metinlerini derlemiş, bu metinler üzerine kendi muhtasarlarını yazmış ve İmam Şâfiî’nin yaklaşımlarını esas alarak içtihatta bulunmuşlardır. Bu süreçte Mısır’a gelen özellikle muhaddisler sayesinde Şâfiî fıkhı esasları birçok İslam merkezine ulaşmıştır. İkinci nesil ashaba ise nakil nesli demek pek de haksız olmayacaktır. Çünkü İmam Şâfiî’nin yaklaşımından hareketle ne usulde ne füruda yeni bir yaklaşım ortaya koymamışlardır. İntisap tavrı bu nesilde zayıflamıştır. Üçüncü nesil ashaba gelindiğinde İbn Süreyc’in oldukça aktif bir Şâfiî fıkıhçı olduğu görülür. Çok sayıda eser veren ve Bağdat’ta yaşayan İbn Süreyc İmam Şâfiî’nin eserlerini okutarak aslında ona Bağdat’ta bir yer açan kişidir. Aynı zamanda Şâfiî fıkıh birikimini gözden geçirerek bir fıkıh sistemi kurmaya çalışmış, İmam Şâfiî’yi merkeze alarak muhalif Şâfiî fıkıhçılar ile İmam Şâfiî’nin görüşleri arasında uzlaşıyı sağlamaya çalışmıştır. Ayrıca mezhep içi tahric, tercih, muhalefete dair kaideler vaz eden eserler kaleme almıştır.
Çalışmasını üçüncü nesil ile sınırlayan Okuyucu İmam Şâfiî’nin yaklaşımının ehl-i reyden çok ehl-i hadis üzerinde etkili olduğunu, ehl-i hadisi reye yaklaştırdığını belirtti. İmam Şâfiî Bağdat’ta ehl-i rey ile ve özellikle Şeybâni ile temas kuruncaya kadar kavli kadim denilen rivayet eksenli görüşlerini aktarmaya devam etmiştir. Ancak Bağdat’taki temasından sonra birçok görüşünü değiştirmiş ve Hanefi mezhebi ile muvafık olabilecek noktaya gelmiştir.
Son derece kıymetli ve uzun soluklu olan çalışmasını gayet derli toplu ve sistematik bir şekilde sunan hocamıza teşekkür ederiz.